Merhaba,
İzmir’de yaşayanlar benimle aynı fikirde mi, yoksa bazı otobüs fıkraları sadece benim başıma mı geliyor çok merak ediyorum. Birkaçını paylaşayım da yorumlarınızı alayım İzmirli okurlar, aydınlatın beni.
Kentkart’ın yeni yeni kullanıma girdiği dönemdi (Bilmeyen arkadaşlar için kısaca anlatayım; Kentkart, Akbil’in İzmir’de kullanılan versiyonudur. Tıpkı bir kredi kartına benzer. İçine para yüklenir, yani tek kullanımlık değildir, -teknik olarak- bir ömür aynı Kentkart’la idare edebilirsiniz yani.). Yani hem Kentkart’la hem de biletle otobüse binilebilinen (ne garip bir kelimedir bu ya!) bir geçiş dönemindeydik. Balçova’dan 169’a binecektim (169 numaralı hat üzerine apayrı bir yazı yazabilirim bu arada..). Otobüse en son binecek olan kişiydim, hemen önümde ise Kentkart’ını tutuşundan ilk defa kullanacağını tahmin edebildiğim bir teyze vardı. Önümüzdeki yolcular Kentkart’larını okuyucuya gösterdiğinde çıkan “biip” sesi otobüsün dışına kadar geliyordu. Sıra hemen bir önümdeki teyzeye geldi. Bense otobüsün merdivenlerinde onun binmesini bekliyordum. Ancak bir gariplik oldu, teyze Kentkart’ını okuyucuya göstereceği yerde otobüs şoförüne gösteriyordu. Şoför de muzip biriymiş ki teyze bir müddet baktıktan sonra ağzıyla “biip” diye bir ses çıkardı! Teyzemiz de başladı arkalara doğru yürümeye. Bütün otobüs dumur oldu :) Şoför teyzeye seslendi: “Teyzecim kartını göstermedin, gel!”. Teyze ise “Gösterdim ya yavrum işte az önce ” diyebildi sadece yazık..
Benim otobüslerde yaşadığım fıkraların pek çoğunda teyzeler başroldedir. O yüzden yazıyı okuyan teyzeler varsa alınmasınlar lütfen. Gün gelir, bir amca da bizi dumura uğratır, onu da yazarız yani.
Bir diğer hadise ise yeni alınan turuncu renkli Mercedes otobüslerin birinde gerçekleşti. Bilenler bilir (ne demekse artık) o modellerin koridorları çok dardır. Şöyle etine dolgun, kalıplı bir teyze yolu rahatlıkla tıkayabilir. İşte yine biraz sonra otobüse binecek olanların uzun bir kuyruk oluşturduğu bir durakta (Üçkuyular’daki hareket amirliğinin orasıydı galiba) böyle bir teyze kuyrukta en baştaydı. Otobüste de öyle bir durum var ki ayakta kimse yok, boş koltuk da yok. Yani benim yaşımda olan bir yoldu için “biraz sonra kesin kalkacağım” endişesi hat safhada. Ben de tam körüğün arkasında oturuyorum. Ben böyle bir durumla karşılaştığım zaman genelde ilk fırsatta yer verir, “madem ayakta gideceğimiz kesin, bari düzgün bir yer kapalım deyip” otobüsün ön kısmında solda kalan boşluğun köşesine siniveririm. Yine bu sebepten dolayı ayağa kalmak üzereydim ki şoförün hemen arkasındaki, sırtı otobüsün önüne doğru bakan koltuklardan cam kenarında oturan bir abi, kuyruk-başı teyzeye yer vermek için ayağa kalktı. Teyze teşekkür makamında bir şeyler mırıldandı ama bir terslik vardı. Boşalan cam kenarı yerin koridor tarafında yine aynı cinsten (iri) bir başka teyze oturmaktaydı. İki teyze göz göze geldiler, ikisi de koridor tarafında oturmak istiyordu. Yeni binen teyze, zaten oturmakta olana sordu:
- Hemşire, sen nerede ineceksin?
- Amerikan Koleji’nde ineceğim.
- Ben Köstence’de ineceğim, senden daha önce ineceğim yani.
İşte tam o anda bütün otobüs dumur oldu. Çünkü Köstence Köprüsü aslında Amerikan Koleji’nden çok daha sonraydı. Oturan teyze (kızıl derili ismi gibi) de zaten bu yalanı yemedi:
- Olur mu yahu, benim dünürüm oturuyor orada, orası daha sonra!
- Yani Köstence dediysem de sen bakma benim lafıma, oralarda bir yerlerde ineceğim tam bilmiyorum yani.
Teyze koridoru tıkadığı için hala kapıdan içeriye bile girememiş olan bir abi, kafasını aracın kapısından içeri soktu ve:
- Tamam teyze, ben biliyorum oraları, varınca söylerim ben sana, dedi :)
Yer veren abi zaten çoktan pişman olmuş bir vaziyette, teyzeye sadece:
- Tamam teyze otur sen, ne yapacaksın onun nerede ineceğini, boş ver, diyebildi. Büyük ihtimalle benden önce kalkmasaydı, o teyzeye koridor kenarındaki yerimi verecektim ve 10 dakika boyunca gülmeyecektik :)
Son anlatacağım olay da yine Üçkuyular’daki hareket amirliğinin oradaki durakta gerçekleşti. Durağa yanaştığımızda az yolcu olduğunu görüp garipsemiştim. Acaba bu gün burada garip bir olayla karşılaşamayacak mıydım? Ancak yine bekleyenlerin arasından bir teyze, garip bir olay yaşamak için insan sayısının fazla olması gerekmediğin bana ve tüm diğer yolculara ispatladı. Teyzenin yanında iki tane kocaman valiz vardı ve bunların oraya nasıl geldiği meçhuldü. Teyze bunları kendi getirmiş olamazdı. Çünkü ikisi de zaten teyzenin boyutlarındaydı. Uzaktan teyzeyle birlikte durakta üç kişi bekliyormuş gibi görünüyordu :) Eğer bir başkası getirmiş olsaydı, bu nasıl bir vicdandı? Böyle bir teyze bu valizlerle bu durağa nasıl terk edilirdi? Ben bu soruların cevabını düşünürken teyze kafasını otobüsün kapısından içeri soktu ve şoföre sordu:
- Evladım, Şirinyer’den geçer mi bu?
- Geçer teyzecim.
- Oradan Evka 4’ e mi gider?
- Yok teyze Evka 4’ten geçmez.
- Neden, Evka 7’ye mi gider?
İşte bu an tüm otobüs dumur olmuştu. Çünkü teyzenin hipotezine göre bir otobüs kesinlikle ya Evka 4’e ya da Evka 7’ye gitmekteydi. Şoför olacaklardan habersiz cevap verdi:
- Yok teyzecim, Evka 7’den de geçmez. Nereye gideceksin sen?
- Şirinyer’e gideceğim.
Bu olayı kesinlikle başkalarına anlatmam gerektiğine işte bu cümleden sonra karar verdim sevgili okurlar :) Şoför devam etti:
-Tamam teyze, bin işte, geçer Şirinyer’den.
- Ama sen az önce Şirinyer’den geçmez dedin.
- Yok teyze, ben Evka 4’le Evka 7’den geçmez dedim.
- Neyse ben vazgeçtim, binmeyeceğim.
Gerçekten de binmedi yalnız.Keşke binseydi de yol boyunca, hayatımızın geri kalanında sürekli anlatacağımız birkaç anı daha yaşatsaydı bize.. (Ciddi bir final oldu sanki, garip hissettim bir anda kendimi..)






















Merhaba,




























